albüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
albüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2014 Salı

Redd'in "dağılma" haberi üzerine...haddim olmadan

12 Eylül Cuma günü şöyle bir açıklamayla karşılaştık...


O günden beri bu açıklama üzerine grubu tanıyan ve sevenler olarak aramızda söz konusu "dağılma"yı konuşuyoruz. Haberi benim ilettiklerim arasında çok şaşıran da oldu, "bekliyorduk" diyen de...ben ilk etapta "noluyo lan?" deyip akabinde "e normal aslında" diyenlerdenim. Bunu destekleyecek 30 küsür konserlik gözlemim mevcut.

Şimdi haddim olmadan bu konuda biraz ahkam kesicem müsadenizle.

Bu paylaşımın altına yorum yapmak şöyle dursun, grubun elemanlarının durumla alakasız sosyal medya paylaşımlarının altına bile "çok üzüldük. neden böyle oldu? ayıp olmadı mı?" minvalli yorum yapan yüzler, belki milyonlar olmuş ve sayıları halen artıyor.


Sonra yukarda görüldüğü gibi bir tepkiyle karşılaşıyoruz Doğan Duru'dan (bunun dışında bir cevap da görmedim kendisinden, belki bana denk gelmedi). Dinleyiciye böyle çıkışması, tabiri caizse "düşene bir tekme de onun vurması" doğru mudur, yanlış mıdır ayrı bir tartışma konusu ama özünde düşünce biçimini anlıyorum, bu işin -onun kadar olmasa da- içinde bir insan olarak. Seyircinin giriş ücreti ya da bilet parası vererek ya da mekanda içki içerek, albümleri satın alarak vs. sahnedekini satın almış olduğunu düşünmesi konusuna değinmiştim daha önce, bu tepki de aşağı yukarı aynı şeyi diyor aslında. Katılmıyorum diyemem. Belki -böyle- dile getirmeseydi daha iyiydi diyebilirim. En azından insanlar sakinleşene kadar (burada da kendisine verilen cevaba bakalım). Ama bu da Doğan Duru'yu bunca yılın sonunda tanıyamadığıma işaret edecektir, söz konusu o olduğunda "az bile söylemiş, kendini tutmuş" demem daha doğru olacaktır belki.

Dinleyicilerin aşırı tepkilerine geri gelince..."Aşırı" diyorum çünkü grupların dağılması -aslında bu durumda dağılma söz konusu değil, ayrılık var sadece ama- bu işin "fıtratında var" denebilir. Belki lokal bir cover grubunu Redd'le karşılaştırmam abes ama ben gruba girdiğim sıra birlikte çaldığımız arkadaşların hiçbiri yok şu anki kadroda. Yaklaşık 5 yıllık mazimizde 7 kişi ayrılmış/göndermişiz, arada idareten bize katılanları saymazsam. 

Nedenlere gelince "insan faktörü" her yerde olduğu gibi burada da devrede. Anlaşamadığınız biriyle müzik de yapamazsınız takdir edersiniz ki. Hadi yaptınız diyelim, bu artık müzisyenlikten çıkar, esnaflığa girer ve ne sahnedeki müzisyenler ne de seyirci zevk alır yapılan işten. Konserden konsere görüşüp, birbirinizden hiç haz etmemenize rağmen çıkar işinizi yapar, bitince de paranızı alır evinize gidersiniz...ne anladık o işten? Kimisi buna "profesyonellik" diyebilir tabii ama standart bir pop orkestrasından, düğünlere giden ekstra müzisyenlerinden ne farkınız kalır? Anlaşmazlığı uzatmamak en sağlıklısıdır. Özellikle de ortada üretim varsa.

---Bu arada ben bu yazıyı yazarken Redd'in geri kalan üyeleri -Doğan ve Güneş Duru ve Berke Özgümüş- aşağıdaki açıklamayı grubun resmi sitesinden duyurmuş.



Hayranlar "neden siz de bir açıklama yapmıyorsunuz?" sorularına buradan cevap bulmuş olabilirler lakin yine de bu paylaşımın da altında yüzlerce yorum olduğunu söylememe gerek yok sanıyorum. Hala da epey sinirliler doğrusu.---

Aslında sorulması gereken en basit soru şu: Redd'in her birini ayrı sevdiğim saygıdeğer üyeleri sırf hayranları üzülüyor diye bu karardan vaz mı geçmeli?

Bir başka soruyla analoji oluşturayım: Siz sırf ortak arkadaşlarınız üzülür diye geçinemediğiniz sevgilinizle ilişkinizi kavga dövüş sürdürüyor musunuz?

Cevap yeterince açık sanıyorum...

Örnekleri kademe kademe büyütmek gerekirse ülkemizin sayılı köklü gruplarından Pentagram'ı örnek gösterebilirim. Demir Demirkan, Ogün Sanlısoy ve Murat İlkan giderken neredeydiniz? Yahut daha da geriye gitmek gerekirse Mavi Sakal Tibet Ağırtan'ın yerine Genç Osman Yavaş'ı getirdiğinde? Ve tabii sonra tekrar Tibet Ağırtan'ı getirdiğinde? Müzik bir şekilde devam eder...istenirse. Dinleyici de "ben önceki/son halini seviyor(d)um moruk" deme hakkına sahiptir. 


Hatipoğlu kardeşlerin açıklamasının "Biz gidiyoruz, kalanlar da bu ismi kullanmasın" diye özetlenebilecek kısmına gelirsek bunu okuyan Redd hayranlarının iyi bileceğini düşündüğüm, etkili olacağına inandığım bir örnek var. Syd Barrett Pink Floyd'dan "ayrıldığında" Pink Floyd'a "grubun adını değiştirin" demiş midir? Neticede grubu bizzat kurmuş, adını koymuş ve ilk albümün neredeyse tamamını yazmış bir müzisyen olarak bunu diyemez miydi (ayık olduğu zamanlar tabii)? Bu örnek biraz uçuk olmuş olabilir lakin demek istediğim anlaşılmıştır sanıyorum. Bunun gibi daha nice örnekler verilebilir elbet...(Metallica? Deep Purple? Aerosmith? Siz de aklınıza gelenlere bir bakın) Kadrosu kurulduğu günkü gibi kalan grupların değişenlerden sayıca fazla olduğunu düşünmüyorum. Ortada bunu gerektiren hukuki bir durum, "Redd sadece bu kişilerden oluşabilir" gibi bir madde içeren sözleşme varsa o zaman bunu tartışmak haybeye konuşmak olacağı gibi, böyle bir açıklamaya da gerek bırakmayacaktı sanıyorum.

Yeri gelmişken daha yakın bir örnek benim bundan önceki grubumdan gelsin. Beni gruba aldığı gibi atma hakkını da kendinde gören bir arkadaş, benim gönderilmem sonucu grupta kendisi hariç kim varsa hepsinin ayrılmasıyla karşı karşıya kaldı da yine de grubun orijinal ismi kendisinde kaldı yahu, ne diyorsunuz? 

Önceki örneğe geri dönerek çemberi ve yazıyı tamamlamak istiyorum. Syd Barrett'ın yerine Pink Floyd'a kimin girdiğini düşünürsek, her ayrılığı dünyanın sonu gibi tanımlamaktan vazgeçebiliriz. İnanıyorum ki bu ayrılık "bir devrin sonu" olduğu kadar "yeni bir sayfa" da olacaktır. Gruba inancını yitirmeyen dinleyiciler reformu gözlemleyip hangi halini sevdiklerine karar vereceklerdir sanıyorum. İsterlerse "bitti" deyip bugüne kadarki albümleri dinlerler, isterlerse yeni albümleri heyecanla beklerler...önümüzdeki konserlere bakalım.

Sevgiler, saygılar,

Z.

14 Ağustos 2012 Salı

nasıl diyor siz? "albüm raflarda yerini aldı"?

bu yazıyı yazmakta biraz geç kaldım gibi ama olsun, dönüşüm muhteşem oluyor blog işlerine. 4 ay kadar önce bir başka yazıda anlattığım kayıt macerasını hatırlayan hatırlar, hatırlamayanın canı sağolsun (bak link filan var orada). işte o kadar zamandır ha çıktı ha çıkacak diye bana kurdeşen (Güntaç'a kimbilir daha neler) döktüren albüm temmuz sonunda pat diye çıkıverdi nihayet.
Güntaç'tan albümün ilk fotoğrafı :)

22 mayıs'ta albümün İstanbul lansmanı Jolly Joker Balans'ta gerçekleşti. peşinden 27 mayıs'ta da If Performance Hall'da Ankara lansmanı. iki konser de birbirinden şahane geçti. daha piyasaya çıkmamış bir albümün lansman konserlerinin böylesine dolu geçmesi beni şaşırtmadı diyemem. üstelik seyirci de albümü çoktan ezberlemiş gibi eşlik edip eğlendi. 


özet olarak böyle bişi oldu :)


ankara'da da bu şekil ;)


albümden 2 hafta kadar önce de ilk klip çıktı tabii bu arada, albüme adını veren Benimle Yan'a ait. buyrun:

nassı ama?

biraz ters gidiyor olabilir miyiz? galiba :) 

yukardaki fotoğrafta dikkatinizi çekti mi bilmem, albümün şu an piyasada bulunan hali "sınırlı sayıda özel baskı" olup içersinde minik bir kitapçıkla gelmektedir, bu baskı bitmeden almanızı tavsiye ederim. içinde olduğumdan mı bana öyle geliyor bilemiyorum ama çok emek verilmiş, uzun süre sabredilmiş, içe sinene kadar uğraşılmış, aceleye gelmemiş bir iş bu. herhangi bir kalıba uymaya, kimseye benzemeye çalışmayan, Güntaç'ın içinden geldiği gibi bir iş. şimdiden tv, gazete ve dergilerde adı geçmeye, kendisi görünmeye başladı. sosyal medyayı hiç karıştırmıyorum bile.

albümü beklerken kurdeşen dökmüştük ya hani? hah, şimdi de konserleri beklerken dökeceğiz bir miktar :) olsun ;)



"biraz daha" ;)

z.

not: başlıkta bahsi geçen raflara gitmeye üşenenlere büyük hizmet: http://www.dr.com.tr/Muzik/Benimle-Yan/Guntac-Ozdemir/Albumler/Turkce-Pop-Rock/Pop-Turkce/urunno=0000000408430

aaaand this just in: 17 Ekim'de İstanbul Jolly Joker'de konser var! biletleri de burada, bekliyoruz!

28 Mart 2012 Çarşamba

bir albüm kaydı macerası

Güntaç'la ne zaman tanıştığımızı ikimiz de hatırlamıyoruz, bu haftasonu bunu anladık karşılıklı teyidleşerek. ama nerden baksan temiz 5 yılımız var patronla. galiba 2007'de benim grubum onun mekanında sahne alıyordu. sanırım 2008 yazıydı, bir projesinde birlikte çalıştık (oha ama bu kadar da takribi/tahmini bi tarih anlatımı olmaz!). özet geç derseniz bunca zamandır bugünü bekliyordum derim :)

benim hukukum aşağı yukarı yukarıda anlatılan gibiyken siz Güntaç'ı muhtemelen MUCK dizisinden tanırsınız (ya da tanımazsınız), orada Salih'ti efendim kendisi. "yetenekli serseri" karakteriyle -ki orijinaline de uygundur- nice genç kızın canını yaktı, nice hanım kızımızın aklını aldı, nice koç yiğitleri yere sermediyse bile kıskançlıklarını kazandı diye biliyorum ben.

hey maşallah

gelgelelim dizi kimi sebeplerden nihayete erdi ve Güntaç, haberi olanların epeydir beklediği albüm çalışmalarına geri döndü.

geçtiğimiz haftasonu da bahsi geçen albümün back vokal kayıtları için istanbul'daydım. ne ara vardım, ne ara döndüm ben de tam anlamış değilim lakin gitmeden önceki paniğimi bir ben bilirim a dostlar. şimdi siz de bilin. cuma sabahı zaten ufak ufak dürten hastalık alametleri, akşam Güntaç'ın "yarın geliyorsun değil mi?" anafikirli telefonuyla cayır cayır tabir edilebilecek hale geldi. heyecandan oracıkta insan boyunda bir pretzel'a dönüştüm de denebilir.

şu şekil

o akşam vicks'ten breathe right'a kadar hastalığa karşı evde mevcut bütün tedbirleri alıp da yattım. sabah hala boğazım gıcıklanıyordu ve boşuna mı gidiyorum onca yolu diye düşünmeden edemiyordum (bak çok dramatik burası, ınınınıııııın). neyse ki bitkisel tedaviyle geçirdiğim hörbıl esensız yolculuk sonunda sağlığım ve beraberinde kendime güvenim yerine gelmişti (reklam cümlesi gibi). söz konusu albüme bas gitarıyla eşsiz katkılarda bulunan Cem'in adım adım -"asansörden inince karşındaki kapıyı çal, tek kapı var zaten. kim açtı o kapıyı?" gibi- tarifiyle stüdyoya geldim ve parçaların son hallerini dinlemeye koyulduk.

masanın başına oturur oturmaz ilk gördüğüm şey bu oldu
anlayan anlamıştır sanıyorum bunu

Yasin'in de stüdyoda yerini almasını takiben (trt türkçesinden örnekler) eserlere ne gibi katkılarda bulunacağım konusund......amaaan parçalara giriştik yani, öyle diyim sana ben (oh). ankara'dan istanbul'a yol boyunca yanımda gezdirdiğim endişeleri aşağı yukarı 15 dakikada eritti patronlar (birdi, iki oldular). 

Yasin Vural ya da sizin tanıdığınız adıyla VeYasin

kayıt için girdiğim stüdyoların vazgeçilmezi migren ağrısı, ilk parçanın back vokallerini halletmemle birlikte ortadan kayboldu ki bunda Güntaç & Yasin ikilisinin verdiği gazın etkisi büyük. beni öyle bir doldurdular ("şimdi wembley'deyiz ve karşında 100.000 tane biscolata erkeği var!" ve daha niceleri) ki yarın karşıma çıksanız sizi tanımam. gerçi sizi zaten tanımam muhtemelen de tanıdıklarımı da tanımam, o derece! şaka bir yana kayıt tıkır tıkır yürüdü, 4 parça diye girdik 7 parçayla çıktık ve sanıyorum -umuyorum- iki taraf da sonuçtan memnun -ben memnunum en azından, o cepte.

Güntaç "the boss" Özdemir

öyle bir gündü, öyle bir haftasonuydu ki bu, "geçen hafta" diyesim geliyordu pazar günü cumartesiyi anlatırken, bir hafta gibi geliyordu, öyle dolu geçmiş demek. yüzüldü yüzüldü kuyruğuna gelindi bu yorucu sürecin, kafalar biraz yandı belki o arada ama iyidir, meslek hastalığı gibi ama olmazsa olmuyor. güzel, değişik, alışılmadık bir iş çıkacak ortaya, bekleyin ve görün, az kaldı. gereksiz yere kasmadan, içten gelerek, hissederek söylenen şarkılar olacak albümde ve sonra da sahnelerde tabii. ben de bir parçası olduğum için gerçekten çok mutluyum. bin atlı akınlarda olmasa da çocuklar gibi şendim o gün ben. aklımda çok acaip kapılar, pencereler açıldı birden, bilmem anlıyor musunuz. seneler önce Güntaç'a verdiğim bir söz vardı, internetin dehlizlerinde kaybolup gitmiş, aradım bulamadım ama ne dediğimi hatırlıyorum: "sana ve yaptığın işe inanıyorum ve sonuna kadar yanındayım". 

biz angaralıyız gardaş, bizde yalan yok :)


until next time
z.

Güntaç ve Yasin'e not: back up!

okuyucuya not: albümün çıkmasını beklemeden bu albümden bir şarkıyı coverlamak için iznimi aldım, heyecanla bekleyiniz (hezeyanla da olur).