klip etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
klip etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2012 Salı

nasıl diyor siz? "albüm raflarda yerini aldı"?

bu yazıyı yazmakta biraz geç kaldım gibi ama olsun, dönüşüm muhteşem oluyor blog işlerine. 4 ay kadar önce bir başka yazıda anlattığım kayıt macerasını hatırlayan hatırlar, hatırlamayanın canı sağolsun (bak link filan var orada). işte o kadar zamandır ha çıktı ha çıkacak diye bana kurdeşen (Güntaç'a kimbilir daha neler) döktüren albüm temmuz sonunda pat diye çıkıverdi nihayet.
Güntaç'tan albümün ilk fotoğrafı :)

22 mayıs'ta albümün İstanbul lansmanı Jolly Joker Balans'ta gerçekleşti. peşinden 27 mayıs'ta da If Performance Hall'da Ankara lansmanı. iki konser de birbirinden şahane geçti. daha piyasaya çıkmamış bir albümün lansman konserlerinin böylesine dolu geçmesi beni şaşırtmadı diyemem. üstelik seyirci de albümü çoktan ezberlemiş gibi eşlik edip eğlendi. 


özet olarak böyle bişi oldu :)


ankara'da da bu şekil ;)


albümden 2 hafta kadar önce de ilk klip çıktı tabii bu arada, albüme adını veren Benimle Yan'a ait. buyrun:

nassı ama?

biraz ters gidiyor olabilir miyiz? galiba :) 

yukardaki fotoğrafta dikkatinizi çekti mi bilmem, albümün şu an piyasada bulunan hali "sınırlı sayıda özel baskı" olup içersinde minik bir kitapçıkla gelmektedir, bu baskı bitmeden almanızı tavsiye ederim. içinde olduğumdan mı bana öyle geliyor bilemiyorum ama çok emek verilmiş, uzun süre sabredilmiş, içe sinene kadar uğraşılmış, aceleye gelmemiş bir iş bu. herhangi bir kalıba uymaya, kimseye benzemeye çalışmayan, Güntaç'ın içinden geldiği gibi bir iş. şimdiden tv, gazete ve dergilerde adı geçmeye, kendisi görünmeye başladı. sosyal medyayı hiç karıştırmıyorum bile.

albümü beklerken kurdeşen dökmüştük ya hani? hah, şimdi de konserleri beklerken dökeceğiz bir miktar :) olsun ;)



"biraz daha" ;)

z.

not: başlıkta bahsi geçen raflara gitmeye üşenenlere büyük hizmet: http://www.dr.com.tr/Muzik/Benimle-Yan/Guntac-Ozdemir/Albumler/Turkce-Pop-Rock/Pop-Turkce/urunno=0000000408430

aaaand this just in: 17 Ekim'de İstanbul Jolly Joker'de konser var! biletleri de burada, bekliyoruz!

19 Nisan 2012 Perşembe

Hayranlarını kızdırmak pahasına... 29.03.12 Yasemin Mori @ If Performance Hall

Ne zaman gittiğimi hatırlamadığım, lakin Hayvanlar albümünün yeni olduğu zamanlara denk geldiğini bildiğim bir Yasemin Mori konseri var aklımda. Bir arkadaşımın tavsiyesi ve TV’de dönen ilk klibinin bizim müzik televizyonları ve o günün piyasası açısından orijinalliği önce albümü edindirmiş sonra da beni bu konsere sürüklemişti...ve sonuç hüsrandı. Yine If Performance Hall’da izlediğim bu konserde, Mori, mekanın o zamanki tonmeisterı Bülent’in ustalığı ve mekanın yerlisi olmasını yabana atıp kendi tonmeisteriyle seste büyük problemler yaşamakla –ve tabii seyirciye de yaşatmakla- kalmamış, albümü oluşturan dokuz parçanın dokuzu da çalınıp nihayete erdiğinde saat henüz “seyirci tatmini”ni göstermediğinden tekrar tuşuna basılmış gibi başa dönmüştü. Takdir edersiniz ki o an terk ettim olay yerini...

Halbuki o albüm ne de güzel ve ne de arabalarda geceleri yüksek sesle dinlediğimiz, üstüne bir de bağıra bağıra eşlik ettiğimiz bir albümdü. Hatta benim hayatımda çok "sakat" bir döneme denk geldiğinden, milli marş muamelesi görmüşlüğü bile vardı. İlk dinleyişte tanımımı “Nil Karaibrahimgil’in karamsar olanı” gibi basitleştirmiş ve işte bu konserde de o karanlık ve derin karakteri görmeyi beklemiştim. Onun yerine, belki de ilk albümün heyecanıyla elini ayağını nereye koyacağını bilemeyen bir Yasemin Mori çıkmıştı karşıma. Hadi bu halini o zamankini acemiliğe verdik diyelim. Ne de olsa bir müzisyenin performansı "stüdyo müzisyenliği" ve "sahne müzisyenliği" diye ikiye ayrılmaktaydı benim kafamda ve Yasemin Mori ilk kategorideydi (ben de ikinci kategoriye giriyorum üzerinize afiyet, öyle diyorlar :)). İşte 29 Mart Perşembe gecesi de bu fikrimi doğrulamakla kalmadı, bir adım ileriye taşıyarak bir konserine daha –zorunda kalmadıkça diyeyim de büyük konuşmuş olmayayım- en azından hür irademle gitmeyeceğimi garantilemiş oldu (hatırlı dostlar çağırırsa bakarız).
Konserin bir noktasından –ki belki 3 veya 4. parçadan sonrasından- itibaren, baştan sona içerde durmaya değecek bir performans olmadığını anlayıp kendini dışarı atan arkadaşlarla ortak kararımız “sanki Yasemin Mori’ye değil de tribute grubuna, hem de kötüsüne gelmişiz gibi” olduğuydu. Sanki Yasemin Mori Ankara’ya tek başına gelmiş, ekibini –ki hepsi kendi alanında hatırı sayılır adamlar bildiğim kadarıyla- burada son dakikada toplamışlar gibiydi. Sanki Yasemin Mori de bunun stresini atlatmak için biraz alkollü (?! bkz. naif yaklaşım) çıkmış gibiydi. 
Sanki ve gibiler daha sıralanabilir elbet lakin tespitlerim buradan sonra epey yokuş aşağı gidecek gibi. Parçaların trafiklerinin (söz nerede bitiyor, nakarat nerede başlıyor vs.) takip edilememesinden tutun da, artık kendini duyamamasından mıdır bilinmez, sesini kontrol edememesi ve detone olması, iki parçanın arasında “eee?” dedirten cinsten uzuuun boşluklar olması derken bütün o sevdiğimiz şarkılar çöpe gitmiş gibiydi konser bittiğinde. Daha önce duymadığımız yeni şarkılarla birlikte üstelik...yazık oldu valla.
Yine de If, Perşembe günlerinin alışılmış insan sayısına az çok ulaşmış, içerde her parçaya –nasıl becerdilerse- eşlik edebilen bir hayran kalabalığı bulunuyordu. Bu nispeten sevindirici tabii. Ama gecenin sonunda bu hayal kırıklığı da kafama kazınmıştı artık. Demek ki neymiş? Bundan sonra sadece kaydı dinlenecekmiş bu albümün, canlı dinlemeye, izlemeye heves edilmeyecekmiş. 
Ne benim haddime, ne de onun umurunda ama Yasemin Mori’ye üçüncü bir şans verir miyim bilinmez, zira ikincisi de hor kullanılmış gibi hissediyorum...naçizane hissiyatımdır elbet, kimseyi bağlamaz.

Bir dahaki konsere kadar...saygılarımla,


Z.


not: konserin hayal kırıklığına dönüşmesi sonucu fotoğraf çekme hevesim pek kalmamıştı doğrusu. işbu nedenle hz. google'dan arama yaparken şans eseri flickr'daki setine denk geldiğim Onur T.'ye teşekkürü borç bilirim, aynı gün aynı mekanda bulunmuşuz belli ki (ama onun yeri benimkinden iyiymiş). eline, gözüne sağlık, yazım kel kalmadı sayesinde.

bitirirken: bu çalıyordu 


''ya benimsin ya da ölüsün
budur tek söylediğim''