bazı şarkıları neden sevdiğinizi bilemezsiniz. o an içinde bulunduğunuz durumla da hiç alakaları yoktur halbuki ama gün olur, devran döner, o şarkı yerine 'cuk' diye oturuverir. birden bire kafanızda çalmaya başlayıverir. sizin beste yapmaya, söz yazmaya başlama zamanınız geliverir...
işte bu da öyle bir şarkı. aslında tam anlamıyla cover sayılmıyor belki önceki örnekler gibi. Nilüfer'in 12 rock şarkıcısı/grubuyla oluşturduğu 12 Düet albümünden favori parçam budur:
Nilüfer ft. Cingi - Unut Gitsin (2011)
daha önceki yazılara konu olan parçalar gibi, bunu da önce ikinci versiyonu dinleyerek keşfetmiş oldum. açıkçası ilk hali bende ikincisi gibi tüylerimi diken diken eden etkiyi yaratmadı. takdiri size kalmış elbet, buyrun:
belki pek de durduk yere değil, kafamız çalışıyor neticede az çok. iki gün üst üste yazdığıma göre benim şu günlerdeki performansım için 'çok' denebilir (ben derim, zahmet olmasın). daha önce de nerden geldiği belli olmayan bir şekilde alakasız bi şarkı paylaşımında bulunmuştum. gün geçmiyor ki yine öyle bir paylaşım arzusu gelip de içime kurulmasın.
aslında bunu bir satır bişi yazıp twitter'dan da paylaşırdım muhterem okur, o kadarını ben de biliyorum heralde ama biraz derinlik istedi canım bu cuma gecesi, nedendir bilinmez.
önceki yazılarımdan anlaşıldığı gibi sahip olduğum ikinci kişiliğin -ki benim nazarımda en birinci kişiliktir, canım kişilik, cicim kişilik- getirdiği ayrıcalıklardan biri de derdimi şarkı söyleyerek aktarma fırsatını yakalamaktır. ha bu demek değil ki her şarkıda birine bişi anlatmaya çalışıyorum ama yine de birinin gözünün içine bilerek baktığım anlar da yok değildir (siz yine de her baktığımdan bişi çıkartıcam diye yırtınmayın da). yaptığım işin en zevkli kısımlarından biri de budur aslında. zira karşısında kilitlendiğin adama hissiyatımı anlatmak için bire bir bir yöntem olduğunu inkar edemem. bazı şarkılar acaip cuk oturuyor, biliyor musun?
buradan yola çıkarak canlı performans izlediğim bilmemkaç yılı şöööyle bir düşündüğümde aynı muamelenin -sahnedeki biri tarafından- bana çekilmişliği galiba yok...ya da ben görmedim, şayet öyle bi durum olduysa da şarkıyı söyleyenden çok özür dilerim (lan?). eşşşeklik bendeymiş.
kimi zaman -sahnede icra etme şansım olmasa da- muhatabıma söylemeyi çok istediğim şarkılar oluyor tabii ve onlara girersek çıkamama riski var lakin bunların yanında bir de bana söyleniyormuş ya da söylense ne de iyi, ne de güzel, iyi olurmuş hissiyatı yaratan şarkılar da var (umut dünyası). işte bu mübarek cuma gecesi seninle onu paylaşıcam canım okur.
sözler de şu şekil:
blow a kiss from your hand
bana bir öpücük gönder
i'll catch it before it hits the ground
yere düşmeden yakalarım
cry a little for our fears baby, baby
korkularımız için ağla biraz bebeğim
i'm so scared there's something wrong
yanlış bir şeyler olmasından korkarım
i hid you in the corner of my empty room
seni boş odamın köşesine sakladım
never really cared till now
şu ana dek pek umursamadım
not standing in the corner for me anymore
artık köşede durmuyorsun benim için
you've done your time
hapis yattın
pass your sentence and i'll pass mine
sen cezanı çek, ben de benimkini
and when my time is through can i still come home to you
ve ben de zamanımı doldurduğumda hala gelebilir miyim yanına
anytime anytime you want me
beni her ne zaman, ne zaman istersen
anytime anytime you're lonely
her ne zaman, ne zaman yalnızsan
you just have to call, because you know i'll be there
araman yeter, biliyorsun ki orada olacağım
anytime anytime you need me
bana her ne zaman, ne zaman ihtiyacın olursa
anytime anytime maybe you're dreaming
her ne zaman, ne zaman belki de hayal görürken
waking up all alone your heart is screaming
yapayalnız uyandığında kalbin çığlık çığlığa
i know i caused you so much pain
seni çok incittim, biliyorum
i promise that i'll never hurt you again
bir daha incitmeyeceğim, söz veriyorum
even though the scars remain
her ne kadar yaranın izleri kalsa da
with a little time i know we can win
biraz zamanla biz kazanabiliriz, biliyorum
can't stop this fire
bu yangını söndüremiyorum
lost control over my desire
arzularımı kontrol edemiyorum
still it burns for you like it always used to do
eskiden de olduğu gibi, senin için yanıyorum
anytime anytime you want me
anytime anytime you're lonely
you just have to call, because you know i'll be there
anytime anytime you need me
anytime anytime maybe you're dreaming
waking up all alone your heart is screaming
and after the war is over
ve savaş bittiğinde
and all the fighting's through
ve tüm mücadele sona erdiğinde
can i make my peace with you
seninle barışabilir miyim
i wanna come home to you
sana dönmek istiyorum
anytime anytime you want me
anytime anytime you're lonely
you just have to call, because you know i'll be there
anytime anytime you need me
anytime anytime maybe you're dreaming
waking up all alone your heart is screaming
***bunun altına yazacağım şeyi birkaç kez sildiğime göre ne diyeceğimi pek de bildiğim söylenemez. kısaca şöyle diyebiliriz: her kadın, onu üzen adam köpek gibi pişman olsun ister, bizde yalan yok***
çeviriyi de elceğizimle yaptım, soğutmadan yiyin. kıymetimi bilin.
bu seriyi başlattığımda ''bi dahakine de şunları yazarım, sonra da şunları...oooh iyi yere dükkan açtım valla'' dediğim ikililerden ilki sanıyorum buydu (kafam biraz dağınık, kusura bakmayın. kendi kafanız gibi davranın, geçin buyrun). beni cahil mi gösteriyor nedir bilememekle beraber bu şarkının da önce cover'ını ardından da orijinalini dinledim (kendime not: bir dahakine önce orijinalini bildiğinden gir).
parçamız Tom Waits abimizden Green Grass... bunu okuyunca 'orda bi duuur' diyenler olacaktır (o üç noktayı onlar için koydum, çekinmeyin alın). sanal ortamda her paylaşıldığında altına bişi yazmak zorunda hissedenler de vardır aralarda kesin. ama çoğunluğun tercihi -benim de olduğu gibi- bu şarkının Cibelle yorumu sanıyorum. şekille anlatayım, buyrun:
Cibelle'in Tom Waits yorumunu bana -yani aslında o sırada twitter'daki bilmemkaç takipçisine- sunan sevgili dostum Barış'ın da dediği gibi, Cibelle tam ''stand in the shade of me'' derken arkadan sinsice yaklaşan Tom Waits'in ''kızı yiyecek gibi'' hırıldaması parçaya tuhaf bir derinlik katıyor (aslında buraya ne diyeceğimi pek bilemedim de).
konsept malum, orijinalinden daha iyi yorumları yazıyorum da bu elbette ki orijinalin kötü olduğu anlamına gelmiyor. koşun! bu tarafa doğru gittiler:
Tom Waits'i seversiniz, sevmezsiniz, sizin bileceğiniz iş. benim amacım, orijinal parçayı, ilk duyduğumda beni hüngür şakır ağlatan bu Cibelle yorumuyla kıyaslamak. şimdi iki şarkıyı peşpeşe dinlediğimde bir kez daha hissediyorum ki cover hali beni çok acaip bir yerlere götürüyor. oranın bir fotoğrafını paylaşabilmek isterdim gerçekten. yani Tom Waits'e sadece bir gitar ve ıslığın eşlik ettiği orijinalde eksik olan ambiyansı - ki burada ambiyans derken gerçekten de kafamda canlanan bir yerlerden bahsediyorum - Cibelle yorumunda çok net bir şekilde soluyorum, içinde yürüyorum, o çatal bıçak sesinin geldiği masaya gidip, gıcırtısı duyulan sandalyeye oturuyorum bile diyebilirim (mübalağa en sevdiğim edebi sanattır).
bu caaanım yorumun bulunduğu A Female Tribute to Tom Waits albümleriyle (3 CD) ilgili de bilip bilmeden ileri geri konuşacaktım ama artık lafı toparlayıp parçayı birkaç kez daha dinlemeye ve mümkünse ilk dinlediğim güne gitmeye vericem kendimi...
gün geçmiyor ki yeni bir seri başlatmayayım. devamını getirebilsem çok mutlu olucam biliyorum gel gör ki şu güne kadar yazdıklarıma bakılınca serilerimin hepsi '1. Geleneksel Kuşkonmaz Festivali' kıvamında...neyse, yine de hevesim kırılmasın, yapıcam. hepsini halledicem, hiç merak etmiyim. şşş geçti geçti...
işbu seri, başlığından da az çok anlaşılacağı üzere birtakım musiki eserlerinin ilk yayınlanan hallerinden daha şahane yorumları, yani yaygın deyimiyle ''cover''ları hakkında. bundan bir önceki yazımda başlattığım seride ufaktan çaktırdığım üzere benim işim de aşağı yukarı bu bahsi geçen coverlar üzerine lakin biz bu kadar çetrefilli yorumlamalara pek girmediğimizden tutup da sahnede icra ettiklerimize örnek verecek değilim. hayır, henüz o denli sıyırmadım, sağolun.
sanıyorum hepimizin başına gelen bir olaydır coverı orijinal zannetmek. orijinalden önce coverı duymaktan, coverın orijinalin önüne geçmesinden ya da belki de orijinale tevellüdümüzün yetmemesinden kaynaklanan basit bir hata bu elbet. bir de sahneye gelen isteklerde sıkça rastladığımız ''o şarkıyı coverlayanın kabul etmek'' durumu var ki ona hiç girmeyelim, tepem atabiliyor. mesela 'duman'dan beni yak kendini yak' gibi...tövbe tövbeee...
yeterince açıklayıcı olabildiysem ilk örneğimle serinin ilk yazısını tamamlamayı amaçlıyorum. aşağıda önce cover, ardından orijinalini (benim dinleme sıramla yani) bulabileceğiniz Nadas adlı bu güzide eseri kime ait olduğunu bilerek dinlemiştim. lakin öncesinde orijinalini duymuşluğum yoktu. Feridun Düzağaç'ın, gelirini TEGV'e bağışlamak üzere hazırladığı İyilik Güzellikspor albümünde Redd'in de yer aldığını öğrendiğimden beri sabırsızlanıyordum ki albüm elime geçer geçmez ilk dinlediğim parça da tabii ki Nadas oldu. lafı yeterince uzattıysam dinleyebiliriz, buyrun:
not: Redd, yaptığı coverlara klip çekmek suretiyle şarkının orijinalinin mirasını yemek gibi bir düşünceyi benimsemediğinden bu pek de video sayılmaz göreceğiniz üzere:
şimdi de sıra orijialinde. açıkçası -ki bu diyeceğimin Redd sevmemle alakası yok, samimiyetle ve kendi müzik beğenime dayanarak söylüyorum- FD'nin versiyonu sanki parçayı ilk kaydeden Redd'miş hissi uyandırdı bende. sözlerin o muhteşem ağırlığı, FD'nin tekerlememsi, çocuk şarkımsı yorumuyla hafifleyip kayboluyor, gereken etkiyi veremiyor gibi geldi. bir nevi hayal kırıklığı yaşadım da denebilir. bilmem siz de hemfikir olur musunuz ama...oynatalım uğur'cum
yukarıda da belirttiğim gibi, sözler FD'nin hayranı olduğum kelime oyunculuğunun çok güzel bir örneği fakat düzenlemesi şarkının yaratması gereken etkiyi alıp götürmüş - bence. sizin de fikrinizi ve burada kıyaslanabilecek parça önerilerinizi almak isterim şayet siz de ''esas bi de şu vardı moruk'' demek isterseniz. bu arada albümü satın almak suretiyle TEGV'e katkıda bulunmak için tık.
yaptığım işin en eğlenceli taraflarından biri de sahneye gelen istekler oluyor bazen. hiç gülmeyeceğimiz bir anda güldüreni de var, anlam veremediğimiz de, sitem edeni de, mektup gibi olanı da var, komple setlist şeklinde geleni de...bilmediğimiz şarkılar isteyenlere ise hiç girmeyelim, çıkamayabiliriz. öyle ki bazılarını hiç duymamış, öyle bir sanatçıyı hiç tanımıyor bile olabiliyorum şahsen.
bu postta ise arada bir gelen enteresan peçetelerden birini sizlerle paylaşmak istedim. altında isim yazmadığından sergilemekte sıkıntı duymadığım gibi, "blog benim, istek benim kime ne" diye de düşünmüyor değilim. iyice vurdumduymaz oldu bu da ha!
okunaksız bulanlar için gelsin: "Bundan 15 yıl önce burda "The Doors" çalardı.
Bunun hatrına Feridun Düzağaç'tan bir şarkı rica ediyorum"
isteğin "enteresanlığı" konusunu fazla kurcalamak istemiyorum lakin grupça The Doors - Feridun Düzağaç denklemini kuramadığımız bir gerçek. işin komik tarafı bu istek bana ortadan (tam Feridun Düzağaç'la başlayan satırın üstünden) katlı halde geldiğinden, önce alt tarafı okuyup bunu normal bir F.D. isteği sanmam, cümlenin başını sonra okudum.
işbu kuramadığımız denklemle ilgili de şair burada bana çaktırmadan laf mı sokmuştur, görürsem sorarım. hani "eskiden buralar hep dutluktu" gibi bir kinaye mi söz konusuydu acaba mısralarında? netice itibariyle kim saf, kim akıllı belli değil. heyhat! belki de "The Doors çalardı ama ben sizin ne tarz çaldığınızın farkındayım" demek isteyen bir bilinçli dinleyici de olabilir karşımızdaki.
buna benzer enteresan istekleri elime geçtikçe buradan yayınlama niyetindeyim. bu bağlamda dinlemeciler ayağını denk alabilir ya da bile bile reklam olma amaçlı hummalı çalışmalarına başlayabilirler.
yazmaya başlayıp birtakım teknik aksaklıklar (bkz. blogger'a alışamamak) nedeniyle tamamlayamadığım büyük eserlerimi bir kenarda boynu bükük bırakmak pahasına şöyle bişi yapayım dedim ve daha geçen hafta ''ben de bunu ne zamandır kullanmıyorum'' dediğim mp3 player'ımın içindeki ''yarı nostaljik'' eserlerden bi kuple sunmaya karar verdim.
mp3 player'ın içeriğinin güncellenememesi de tamamiyle sony'nin b** yemesidir çok afedersiniz. zatıalileri (bu kelimeyi yazarken her seferinde tdk'ya başvuruyorum, evet) her nedense eski seri ürünlerinin, parça yüklemek için zaruri olan yazılımlarını mac kullanıcıları (nasil diyoğlağ ''mac user''?) için tasarlama zahmetine girmediklerinden fevkalade madurum! buradan yetkililere bir kez daha sesleniyorum! noolacak bu atrac çalan cihaz? he?
sinirli tüketici yanımı bir kenara koyup sadede geleyim. bu gecenin şarkısı şudur:
sözleri budur:
Don't lose your head I know the damage has been done I know that I was In the wrong I should have told you What can I say? Has probably been said You probably wish that I was dead And I don't blame you You won't believe me but ok It wasn't meant to be this way But at the end of the day I still love you I'll walk away so dry your eyes Can I just apologize? I know I hurt you I didn't mean to Look at the damage we have done Look at the damage I thought you were the one Look at the damage Look at the damage we have done Broken dreams and shattered love What can we salvage? Look at the damage Damage Look at the damage Damage To tell the truth This didn't happen overnight Just like we lost the will to fight About a year ago Just got too familiar And started living separate lives We were wanting different things And didn't communicate Till it was too late You drifted further from my mind It was so easily untied It's unbelieveable Don't be unkind, you'll come undone You're still a child at 21 So go ahead Find someone who really needs you Look at the damage we have done Look at the damage I thought you were the one Look at the damage Look at the damage we have done Broken dreams and shattered love What can we salvage? Look at the damage Look at the damage Look at the damage Damage Damage
sözlerin çevirisi de na budur desem de inanmayın zira üşeniyorum an itibariyle, bi boş vaktimde inşallah.
eh hadi hasta ziyaretinin de kısası makbuldür malum, bize müsaade...geçmiş olsun tekrar. öpmiyim bulaşmasın...