bazı şarkıları neden sevdiğinizi bilemezsiniz. o an içinde bulunduğunuz durumla da hiç alakaları yoktur halbuki ama gün olur, devran döner, o şarkı yerine 'cuk' diye oturuverir. birden bire kafanızda çalmaya başlayıverir. sizin beste yapmaya, söz yazmaya başlama zamanınız geliverir...
işte bu da öyle bir şarkı. aslında tam anlamıyla cover sayılmıyor belki önceki örnekler gibi. Nilüfer'in 12 rock şarkıcısı/grubuyla oluşturduğu 12 Düet albümünden favori parçam budur:
Nilüfer ft. Cingi - Unut Gitsin (2011)
daha önceki yazılara konu olan parçalar gibi, bunu da önce ikinci versiyonu dinleyerek keşfetmiş oldum. açıkçası ilk hali bende ikincisi gibi tüylerimi diken diken eden etkiyi yaratmadı. takdiri size kalmış elbet, buyrun:
bu seriyi başlattığımda ''bi dahakine de şunları yazarım, sonra da şunları...oooh iyi yere dükkan açtım valla'' dediğim ikililerden ilki sanıyorum buydu (kafam biraz dağınık, kusura bakmayın. kendi kafanız gibi davranın, geçin buyrun). beni cahil mi gösteriyor nedir bilememekle beraber bu şarkının da önce cover'ını ardından da orijinalini dinledim (kendime not: bir dahakine önce orijinalini bildiğinden gir).
parçamız Tom Waits abimizden Green Grass... bunu okuyunca 'orda bi duuur' diyenler olacaktır (o üç noktayı onlar için koydum, çekinmeyin alın). sanal ortamda her paylaşıldığında altına bişi yazmak zorunda hissedenler de vardır aralarda kesin. ama çoğunluğun tercihi -benim de olduğu gibi- bu şarkının Cibelle yorumu sanıyorum. şekille anlatayım, buyrun:
Cibelle'in Tom Waits yorumunu bana -yani aslında o sırada twitter'daki bilmemkaç takipçisine- sunan sevgili dostum Barış'ın da dediği gibi, Cibelle tam ''stand in the shade of me'' derken arkadan sinsice yaklaşan Tom Waits'in ''kızı yiyecek gibi'' hırıldaması parçaya tuhaf bir derinlik katıyor (aslında buraya ne diyeceğimi pek bilemedim de).
konsept malum, orijinalinden daha iyi yorumları yazıyorum da bu elbette ki orijinalin kötü olduğu anlamına gelmiyor. koşun! bu tarafa doğru gittiler:
Tom Waits'i seversiniz, sevmezsiniz, sizin bileceğiniz iş. benim amacım, orijinal parçayı, ilk duyduğumda beni hüngür şakır ağlatan bu Cibelle yorumuyla kıyaslamak. şimdi iki şarkıyı peşpeşe dinlediğimde bir kez daha hissediyorum ki cover hali beni çok acaip bir yerlere götürüyor. oranın bir fotoğrafını paylaşabilmek isterdim gerçekten. yani Tom Waits'e sadece bir gitar ve ıslığın eşlik ettiği orijinalde eksik olan ambiyansı - ki burada ambiyans derken gerçekten de kafamda canlanan bir yerlerden bahsediyorum - Cibelle yorumunda çok net bir şekilde soluyorum, içinde yürüyorum, o çatal bıçak sesinin geldiği masaya gidip, gıcırtısı duyulan sandalyeye oturuyorum bile diyebilirim (mübalağa en sevdiğim edebi sanattır).
bu caaanım yorumun bulunduğu A Female Tribute to Tom Waits albümleriyle (3 CD) ilgili de bilip bilmeden ileri geri konuşacaktım ama artık lafı toparlayıp parçayı birkaç kez daha dinlemeye ve mümkünse ilk dinlediğim güne gitmeye vericem kendimi...
gün geçmiyor ki yeni bir seri başlatmayayım. devamını getirebilsem çok mutlu olucam biliyorum gel gör ki şu güne kadar yazdıklarıma bakılınca serilerimin hepsi '1. Geleneksel Kuşkonmaz Festivali' kıvamında...neyse, yine de hevesim kırılmasın, yapıcam. hepsini halledicem, hiç merak etmiyim. şşş geçti geçti...
işbu seri, başlığından da az çok anlaşılacağı üzere birtakım musiki eserlerinin ilk yayınlanan hallerinden daha şahane yorumları, yani yaygın deyimiyle ''cover''ları hakkında. bundan bir önceki yazımda başlattığım seride ufaktan çaktırdığım üzere benim işim de aşağı yukarı bu bahsi geçen coverlar üzerine lakin biz bu kadar çetrefilli yorumlamalara pek girmediğimizden tutup da sahnede icra ettiklerimize örnek verecek değilim. hayır, henüz o denli sıyırmadım, sağolun.
sanıyorum hepimizin başına gelen bir olaydır coverı orijinal zannetmek. orijinalden önce coverı duymaktan, coverın orijinalin önüne geçmesinden ya da belki de orijinale tevellüdümüzün yetmemesinden kaynaklanan basit bir hata bu elbet. bir de sahneye gelen isteklerde sıkça rastladığımız ''o şarkıyı coverlayanın kabul etmek'' durumu var ki ona hiç girmeyelim, tepem atabiliyor. mesela 'duman'dan beni yak kendini yak' gibi...tövbe tövbeee...
yeterince açıklayıcı olabildiysem ilk örneğimle serinin ilk yazısını tamamlamayı amaçlıyorum. aşağıda önce cover, ardından orijinalini (benim dinleme sıramla yani) bulabileceğiniz Nadas adlı bu güzide eseri kime ait olduğunu bilerek dinlemiştim. lakin öncesinde orijinalini duymuşluğum yoktu. Feridun Düzağaç'ın, gelirini TEGV'e bağışlamak üzere hazırladığı İyilik Güzellikspor albümünde Redd'in de yer aldığını öğrendiğimden beri sabırsızlanıyordum ki albüm elime geçer geçmez ilk dinlediğim parça da tabii ki Nadas oldu. lafı yeterince uzattıysam dinleyebiliriz, buyrun:
not: Redd, yaptığı coverlara klip çekmek suretiyle şarkının orijinalinin mirasını yemek gibi bir düşünceyi benimsemediğinden bu pek de video sayılmaz göreceğiniz üzere:
şimdi de sıra orijialinde. açıkçası -ki bu diyeceğimin Redd sevmemle alakası yok, samimiyetle ve kendi müzik beğenime dayanarak söylüyorum- FD'nin versiyonu sanki parçayı ilk kaydeden Redd'miş hissi uyandırdı bende. sözlerin o muhteşem ağırlığı, FD'nin tekerlememsi, çocuk şarkımsı yorumuyla hafifleyip kayboluyor, gereken etkiyi veremiyor gibi geldi. bir nevi hayal kırıklığı yaşadım da denebilir. bilmem siz de hemfikir olur musunuz ama...oynatalım uğur'cum
yukarıda da belirttiğim gibi, sözler FD'nin hayranı olduğum kelime oyunculuğunun çok güzel bir örneği fakat düzenlemesi şarkının yaratması gereken etkiyi alıp götürmüş - bence. sizin de fikrinizi ve burada kıyaslanabilecek parça önerilerinizi almak isterim şayet siz de ''esas bi de şu vardı moruk'' demek isterseniz. bu arada albümü satın almak suretiyle TEGV'e katkıda bulunmak için tık.