if performance hall etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
if performance hall etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ocak 2013 Salı

halimden konan anlar...

+ dün bi konsere gittik moruk, adamlar çok iyiydi.
- kimin konseri?
+ Halimden Konan Anlar.
- kim anlar??






dalga geçmiyorum bak, bu ve benzeri diyaloglarla süsleniyor Halimden Konan Anlar'la ilgili muhabbetler. ben nerden duydum, ilk nerde gördüm, kim gösterdi, kendim mi denk geldim hiç hatırlamıyorum. kafamda beni buna yöneltebilecek 1-2 şüpheli vardı, onlar da ilk kez benden duyduklarını söylediler, komplo teorileri suya düştü. ben yaptıkları müziği tarif edecek halde değilim an itibariyle, edebilecekken yazsaydım daha iyiydi tabii ama olsun aklımda kalacağına buralara bir yere notunu düşeyim.

bizim millette hastalık bu, "bişiyi -illa- başka bişiye benzetme". kıyaslamayı tanımlama yöntemi olarak kullanmaya bayılırız. söz konusu Halimden Konan Anlar (bundan böyle "h.k.a." diye geçecektir) olunca da devreye Büyük Ev Ablukada giriyor kutsal bilgi kaynağımız, canımız (!) "ekşi"den okuduklarıma bakılırsa. yalan olmasın, "napıyo abi onlar?" diye soranlara ben de "Büyük Ev Ablukada'yı (b.e.a. diye anılacaktır gari) bildin mi?" diye sormadım değil. ha ben b.e.a.'yı çok mu bilirim o ayrı da zaten karşı taraf "yok bilemedim" dediği anda anlatıma hizmet edecek hiçbir şey kalmıyordu elimde.

şimdi benim bu b.e.a.'yı pek de iyi bilmeyen halim süregelirken karşıma h.k.a. çıkınca ilkini daha iyi öğrenmeyi pek de sallamadım açıkçası (bi de üstüne Bartu Küçükçağlayan'ın "yalan dünya'nın orçun'u"na dönüşmesinin ardından azıcık hevesim varsa o da kaçtı). dediğim gibi an itibariyle "tam da şöyle bişi" diyebilecek halde değilim ama bu yaptıklarına "alternatif" dersek işin içinden tereyağı/kıl (ıyy) ilişkisinin en güzel örneğiyle sıyrılırız zira tam tanımlayamadığımız her tür müziğe "alternatif" demek de milletimizin bir diğer hastalığıdır, acil şifalar dilerim.
adettendir...

içlerinden Cem Adıyaman'ın adını daha evvel gözümün bebeği, hayatımın neşesi Modern Sabahlar'da Ege Kayacan'dan duymuştum. velhasıl bu güzel abiler (benden çok da büyük değillerdir dimi lan? bak bilemedim onu şimdi) 28 kasım 2012'de If'te sahne aldılar, pek de güzel yaptılar. merak edenlerin bu adresten indirebilecekleri parçaları o gün kendim tekrar tekrar dinlemekle kalmadım, yancı olarak konsere sürüklemeye gayret ettiğim kişilere de dinlettim (zira en baştakine benzer diyaloglar cereyan etmişti "akşam konsere gidelim mi?" deyince). neticede konsere gittik, dinlemeden gelmiş olmasına rağmen Bahadır da çok eğlendi (öyle dedi, ben onun yalancısıyım).

Halimden Konan Anlar, telefonla anca bu kadar...

h.k.a.'yı eğlenceli kılan en önemli şey adamların sahnedeki sevimliliği ve sempatikliği sanıyorum (nasıl diyorsunuz, "enerji"?). sempatik gruplara duyduğum sevgi önceki yazılarımdan sezilmiş olsa gerek, "samimi ol, canımı ye" durumu h.k.a.'da da hakim olan. bunu dinlediğimiz diğer şeylerden ayıran ise sözler elbet (ya ne olacaktı?). melodik konuşma gibi bir durum söz konusu, bildiğimiz mevzular, doğal hitap şekilleri, günlük vaziyetler ve bazen öyle alakasız şeyler ki bununla ilgili şarkı mı olur hissiyatı yaratması da cabası (bu kalıbı ilk kez cümle içinde kullanıyorum galiba, aferin). şarkı isimlerini gördüğünüzde bir fikir sahibi olacaksınız zaten, buna inancım tam. ne biliyim bi Bıktım Bye olsun, bi Natali Portmın, bi Sergüzeşt-i Kadıköy olsun... kadıköy demişken, benim de kadıköy'de büyümüş olmam etkili olmuş mudur adamları sevmemde acaba lan? belki, biraz.
"bu neyin kafası?" gibi iğrenç bir soruya doğru koşacak değilim lakin bunlar güzel kafalar şeker kardeşim, sen de gel, bak boyu geçmiyor. karşıma gelip otursalar muhtemelen ağzımı bıçak açmaz şaşkınlıktan ama ben zaten dinlemeyi tercih ederim. siz de dinleyin, dinletin (benim konserden beri yaptığım gibi).

not: beyefendiler sağlam bir kaynaktan aldığım son dakika bilgisine göre 6 mart çarşamba günü yine if'te olacaklarmış. arayı bu kadar açmasalar iyiydi de yine giderim, yine birilerini yanımda sürüklerim. mesela o gün kayıplara karışan kuzenim...hımm...


batarken güneş ardından tepelerin...
(yine ateşi çıkmış olmasın sakın teletabilerin?)

z.

14 Ağustos 2012 Salı

nasıl diyor siz? "albüm raflarda yerini aldı"?

bu yazıyı yazmakta biraz geç kaldım gibi ama olsun, dönüşüm muhteşem oluyor blog işlerine. 4 ay kadar önce bir başka yazıda anlattığım kayıt macerasını hatırlayan hatırlar, hatırlamayanın canı sağolsun (bak link filan var orada). işte o kadar zamandır ha çıktı ha çıkacak diye bana kurdeşen (Güntaç'a kimbilir daha neler) döktüren albüm temmuz sonunda pat diye çıkıverdi nihayet.
Güntaç'tan albümün ilk fotoğrafı :)

22 mayıs'ta albümün İstanbul lansmanı Jolly Joker Balans'ta gerçekleşti. peşinden 27 mayıs'ta da If Performance Hall'da Ankara lansmanı. iki konser de birbirinden şahane geçti. daha piyasaya çıkmamış bir albümün lansman konserlerinin böylesine dolu geçmesi beni şaşırtmadı diyemem. üstelik seyirci de albümü çoktan ezberlemiş gibi eşlik edip eğlendi. 


özet olarak böyle bişi oldu :)


ankara'da da bu şekil ;)


albümden 2 hafta kadar önce de ilk klip çıktı tabii bu arada, albüme adını veren Benimle Yan'a ait. buyrun:

nassı ama?

biraz ters gidiyor olabilir miyiz? galiba :) 

yukardaki fotoğrafta dikkatinizi çekti mi bilmem, albümün şu an piyasada bulunan hali "sınırlı sayıda özel baskı" olup içersinde minik bir kitapçıkla gelmektedir, bu baskı bitmeden almanızı tavsiye ederim. içinde olduğumdan mı bana öyle geliyor bilemiyorum ama çok emek verilmiş, uzun süre sabredilmiş, içe sinene kadar uğraşılmış, aceleye gelmemiş bir iş bu. herhangi bir kalıba uymaya, kimseye benzemeye çalışmayan, Güntaç'ın içinden geldiği gibi bir iş. şimdiden tv, gazete ve dergilerde adı geçmeye, kendisi görünmeye başladı. sosyal medyayı hiç karıştırmıyorum bile.

albümü beklerken kurdeşen dökmüştük ya hani? hah, şimdi de konserleri beklerken dökeceğiz bir miktar :) olsun ;)



"biraz daha" ;)

z.

not: başlıkta bahsi geçen raflara gitmeye üşenenlere büyük hizmet: http://www.dr.com.tr/Muzik/Benimle-Yan/Guntac-Ozdemir/Albumler/Turkce-Pop-Rock/Pop-Turkce/urunno=0000000408430

aaaand this just in: 17 Ekim'de İstanbul Jolly Joker'de konser var! biletleri de burada, bekliyoruz!

19 Nisan 2012 Perşembe

Hayranlarını kızdırmak pahasına... 29.03.12 Yasemin Mori @ If Performance Hall

Ne zaman gittiğimi hatırlamadığım, lakin Hayvanlar albümünün yeni olduğu zamanlara denk geldiğini bildiğim bir Yasemin Mori konseri var aklımda. Bir arkadaşımın tavsiyesi ve TV’de dönen ilk klibinin bizim müzik televizyonları ve o günün piyasası açısından orijinalliği önce albümü edindirmiş sonra da beni bu konsere sürüklemişti...ve sonuç hüsrandı. Yine If Performance Hall’da izlediğim bu konserde, Mori, mekanın o zamanki tonmeisterı Bülent’in ustalığı ve mekanın yerlisi olmasını yabana atıp kendi tonmeisteriyle seste büyük problemler yaşamakla –ve tabii seyirciye de yaşatmakla- kalmamış, albümü oluşturan dokuz parçanın dokuzu da çalınıp nihayete erdiğinde saat henüz “seyirci tatmini”ni göstermediğinden tekrar tuşuna basılmış gibi başa dönmüştü. Takdir edersiniz ki o an terk ettim olay yerini...

Halbuki o albüm ne de güzel ve ne de arabalarda geceleri yüksek sesle dinlediğimiz, üstüne bir de bağıra bağıra eşlik ettiğimiz bir albümdü. Hatta benim hayatımda çok "sakat" bir döneme denk geldiğinden, milli marş muamelesi görmüşlüğü bile vardı. İlk dinleyişte tanımımı “Nil Karaibrahimgil’in karamsar olanı” gibi basitleştirmiş ve işte bu konserde de o karanlık ve derin karakteri görmeyi beklemiştim. Onun yerine, belki de ilk albümün heyecanıyla elini ayağını nereye koyacağını bilemeyen bir Yasemin Mori çıkmıştı karşıma. Hadi bu halini o zamankini acemiliğe verdik diyelim. Ne de olsa bir müzisyenin performansı "stüdyo müzisyenliği" ve "sahne müzisyenliği" diye ikiye ayrılmaktaydı benim kafamda ve Yasemin Mori ilk kategorideydi (ben de ikinci kategoriye giriyorum üzerinize afiyet, öyle diyorlar :)). İşte 29 Mart Perşembe gecesi de bu fikrimi doğrulamakla kalmadı, bir adım ileriye taşıyarak bir konserine daha –zorunda kalmadıkça diyeyim de büyük konuşmuş olmayayım- en azından hür irademle gitmeyeceğimi garantilemiş oldu (hatırlı dostlar çağırırsa bakarız).
Konserin bir noktasından –ki belki 3 veya 4. parçadan sonrasından- itibaren, baştan sona içerde durmaya değecek bir performans olmadığını anlayıp kendini dışarı atan arkadaşlarla ortak kararımız “sanki Yasemin Mori’ye değil de tribute grubuna, hem de kötüsüne gelmişiz gibi” olduğuydu. Sanki Yasemin Mori Ankara’ya tek başına gelmiş, ekibini –ki hepsi kendi alanında hatırı sayılır adamlar bildiğim kadarıyla- burada son dakikada toplamışlar gibiydi. Sanki Yasemin Mori de bunun stresini atlatmak için biraz alkollü (?! bkz. naif yaklaşım) çıkmış gibiydi. 
Sanki ve gibiler daha sıralanabilir elbet lakin tespitlerim buradan sonra epey yokuş aşağı gidecek gibi. Parçaların trafiklerinin (söz nerede bitiyor, nakarat nerede başlıyor vs.) takip edilememesinden tutun da, artık kendini duyamamasından mıdır bilinmez, sesini kontrol edememesi ve detone olması, iki parçanın arasında “eee?” dedirten cinsten uzuuun boşluklar olması derken bütün o sevdiğimiz şarkılar çöpe gitmiş gibiydi konser bittiğinde. Daha önce duymadığımız yeni şarkılarla birlikte üstelik...yazık oldu valla.
Yine de If, Perşembe günlerinin alışılmış insan sayısına az çok ulaşmış, içerde her parçaya –nasıl becerdilerse- eşlik edebilen bir hayran kalabalığı bulunuyordu. Bu nispeten sevindirici tabii. Ama gecenin sonunda bu hayal kırıklığı da kafama kazınmıştı artık. Demek ki neymiş? Bundan sonra sadece kaydı dinlenecekmiş bu albümün, canlı dinlemeye, izlemeye heves edilmeyecekmiş. 
Ne benim haddime, ne de onun umurunda ama Yasemin Mori’ye üçüncü bir şans verir miyim bilinmez, zira ikincisi de hor kullanılmış gibi hissediyorum...naçizane hissiyatımdır elbet, kimseyi bağlamaz.

Bir dahaki konsere kadar...saygılarımla,


Z.


not: konserin hayal kırıklığına dönüşmesi sonucu fotoğraf çekme hevesim pek kalmamıştı doğrusu. işbu nedenle hz. google'dan arama yaparken şans eseri flickr'daki setine denk geldiğim Onur T.'ye teşekkürü borç bilirim, aynı gün aynı mekanda bulunmuşuz belli ki (ama onun yeri benimkinden iyiymiş). eline, gözüne sağlık, yazım kel kalmadı sayesinde.

bitirirken: bu çalıyordu 


''ya benimsin ya da ölüsün
budur tek söylediğim''

13 Nisan 2012 Cuma

A.E. yazıları vol.3 - Özel Bir Takım Oyunu, Multitap

12 Ocak 2012'de gerçekleşen Multitap, If Performance Hall konserini takiben yazdığım yazı...



If Performance Hall bir dönem evim gibiydi. Eski grubum Radyo’yla çarşambaları çalmaya başlayıp sonrasında cumartesi gününe terfi ettiğimiz dönemde gece hayatı anlayışım da If Performance Hall çevresinde şekillenmişti diyebilirim. Kapıdan içeri adımımı atar atmaz -hatta bazen daha atamadan- tanıdıklarla selamlaşmaya başladığım, evimin mutfağıymış gibi bardan içki almaya gittiğim, sahnede arkadaşlarımı izlediğim güzel bir dönemdi, çok da eski değil, bundan 4 yıl kadar önce galiba (eski/yeni de göreceli kavramlar tabii). Sonra ne oldu bilmiyorum ama aşağı yukarı her mekan için geçerli olan ‘buranın da devri kapanır yakında’ lafı If için hiç geçerli olmadı, beklentinin aksine her geçen gün biraz daha kalabalıklaşan bir mekana dönüştü. Sanıyorum o sıra bahçesinden öteye adım attırmayan söz konusu kalabalığından sıkılıp izlemek istediğim pek çok müzisyen gelmiş olmasına rağmen If ziyaretlerimi seyrekleştirmiş olmalıyım.


                                               
Ama ‘eve’ dönmek için güzel bir vesile seçtim geçen hafta. Yılbaşı öncesi başka bir şey ararken D&R’da rastladım Multitap’in ikinci albümüne. Sessiz sedasız mı çıkmış yoksa ben mi bu ara kendi derdime düşüp kaçırmışım onu bilemiyorum ama albümü görmek sevindiriciydi. Açık konuşayım, ilk albümün çıkış parçasının kendisi bir yana, adını (Battaniyem) duyduğumda biraz küçümsemiştim grubu, kimdir nedir bilmeden ‘hah yine çıktı abuk subuk, özenti birileri’ gibi bir önyargım olmuştu. Ama ‘Çıbık’ın klibini takiben ilk albümün tamamını dinlediğimde ‘tez bu şarkıların hepsine klip çekile!’ dediğimi hatırlıyorum.
                                                                              
Şimdi o çok eğlenceli ilk albümün (Takım Oyunu) devamının geldiğini görmek hoşuma gitti doğrusu. Ülkemizde yaygın ‘sound’un dışında seyretmeyi, ağlamaklı aşk ve yalnızlık şarkıları yapmamayı tercih etmiş grupların, piyasa şartları karşısında yılmadan yola devam ettiğini gördüğümde sanki çocukları ben gaza getirmişim de öyle çıkmışlar gibi seviniyorum. Bana ne oluyorsa? Neyse işte, çok geçmeden If Performance Hall’un Multitap afişini de görünce bir de yakından görmeye gitmek farz oldu.
                                                                             
İkinci albüm, Özel Birisin’i konserden 2 gün önce dinlemeye başladım ama gününü ofiste geçiren biri olarak çok verimli dinleme seansları olduğunu söyleyemem. Yine de dikkatimi çeken ilk parça, albümün açılış parçası olan ‘Kızın Annesi’ oldu. İlk albümün fırlamalığını devam ettiriyor. Grubun davulcusu Ali Cihan’ın seslendirdiği Ci ise mızıkalı western havasıyla ilk etapta hafiften Gorillaz’ı andırsa da sözleriyle yarattığı etki Multitap’in ‘güldürürken düşündürme’ fonksiyonuna hizmet ediyor. Konserde seyirciden aldığı reaksiyon nedeniyle tekrarlanan Ben Anlarım da sözleri itibariyle acıklı ama müziğiyle dinleyiciyi ters köşeye yatıracak kadar sevimli ve umut verici.
                                                                              
Kendimi Multitap’in albümleriyle şarj edip geçtiğimiz perşembe If’e gittiğimde kapıda karşılaştığım eski dostlardan Gökhan, beni tanıyamadığı 2 saniyenin ardından “Nerelerdesin? 3 yıldır yoksun heralde?” demek suretiyle suçumu açıklamış oldu. Ben de arayı ne kadar açmışım onu öğrenmiş oldum. Gak guk ederek kendimi bu mahçubiyetten sıyırmayı başarıp içeri girdiğimde içersinin tam da benim sevdiğim, ideal kalabalığa sahip olduğunu gördüm, ne boş, ne de tıklım tıklım, şahaneydi. Konseri beklerken insan sayısı biraz daha arttı elbet ama rahatsız edici boyutlara ulaşmadı gece boyunca.
                                                                             
Multitap’i ilk kez canlı seyredecek olmanın verdiği merak yerini tatmine bıraktı konser başlayınca (bunda açılışı ilk albümdeki favorilerimden Ben Hep Burdayım’la yapmalarının da etkisi olabilir). İki albümden de sevilen parçalarının yanı sıra M.F.Ö., MGMT ve Oasis gibi gruplardan birkaç coverı da içeren yaklaşık 2 saatlik setlistleri ile gayet eğlenceli bir gece geçirttiler dinleyenlere. Seyirciyle iletişimleri de gayet başarılıydı, bekledikleri tepkileri de aldılar diye düşünüyorum. O gece If’te oraya sırf dışarı çıkmış olmak için gelenlerden ziyade Multitap’in kendi dinleyicisinin olduğu, her şarkıya eşlik etmelerinden belliydi.
                                                                              
Yaptıkları parçalar itibariyle sevimli ve sempatik adamlar olduklarını tahmin ediyordum zaten, o gün şans eseri öğrendiğime göre aslında bu onları ilk görüşüm de değilmiş aslında zira grup Multitap olmadan önce Bedük’le çalışıyormuş ve ben de onları 2007’de Rock N’Coke’da izlemişim. Laf olsun diye söylemiyorum, o zaman da -özellikle vokalleri Selim Siyami Sümer’in- pozitif enerjisini fark etmiştim. O zaman da Bedük bir yana, grup çok eğleniyordu ki bu seyirciyi eğlendirmenin ilk kuralıdır zaten. İki albümlü grup olmak bir şey değiştirmemiş gibi. Hala aynı samimiyet mevcut Multitap bünyesinde. Canlı izleme fırsatı bulduğum pek çok gruptaki ‘havalı’lık bu adamlara pek bulaşmamış, onlar hala bizden biri. Arkadaşlarına çalan bar grubu gibiler, bulundukları konumu sindirebildikleri kanaatindeyim. Yakınlıklarını o kadar hissettiriyorlar ki konseri takiben kulise gidip yanlarına otursanız kim olduğunuzu sormayacaklar, muhabbete sizi de hemen katacaklar sanki. Gitse miydim acaba? Bir dahaki sefere gideyim en iyisi...
                                                                              

Not: Grup, ismi itibariyle Google’da sizi oyun konsollarına filan götürebilir o nedenle konser tarihlerini, röportajlarını, fotoğraflarını, haberlerini takip etmek için buradan buyrun https://twitter.com/#!/MultitapMusic

Bir dahaki konsere kadar,

Zeynep T.


Not: Bu yazının yayınlanmasını takiben grubun solisti Selim Siyami Sümer'le az da olsa iletişme şansım oldu. Gruba halihazırda duyduğum sempatiyi arttırmayı başardılar o günden bugüne. Kendisiyle paylaşıp da yazıya sığdıramadığım fotoğraflara buradan ulaşılabilir. Bir dahaki konserde de kulise hunharca dalma hakkını kazandım galiba.